Alternatif Tıbbın GeleceÄŸi Biz sizi arayalým

Alternatif Tıbbın Geleceği

 

Alternatif Tıbbın Geleceği

Alternatif Tıbbın Geleceği

MAKALELER

Ana Sayfa   |  Alternatif Tıp   |  Alternatif Tıp Hakkında   |  Alternatif Tıbbın GeleceÄŸi

Tıbbın Geleceği

TIBBIN VE ALTERNATİF TIBBIN GELECEĞİ

Tarihi boyunca insanlık, varlık âlemini ve kendi benliÄŸini anlamak ve anlamlandırmak konumunda ve çevresindeki iÅŸleyiÅŸlerle iletiÅŸim halindedir. Varlık âlemi ile ilgili farklı zamanlarda ortaya konan farklı yaklaşımlar insan hayatı ile ilgili her ÅŸeyi ve doÄŸal olarak kendi canlılığı, hayatı ve saÄŸlığı ile ilgili problemleri çok yakından etkilemektedir. Kendini algılama ÅŸekli varlığı algılama ÅŸeklini ve varlığı algılama ÅŸekli bedeni ile ilgili problemleri algılama ÅŸeklini etkileyecektir. Bu anlamda saÄŸlık problemleri varlık probleminden bağımsız olarak ele alınamaz ya da alınmamalıdır. Modern çaÄŸlara ve Rönesans sonrasına kadar tıp, felsefe ve dinlerin iç içe oluÅŸu ve birbirlerini yakından etkilemeleri bu yönüyle olumlu bir uygulama olarak kabul edilmelidir. Ancak yaÅŸanan bazı problemlere getirilen radikal çözümler bunların arasının iyice açılmasını ve olumlu ve olumsuz bütün etki alanlarının ortadan kaldırılması sonucunu doÄŸurmuÅŸtur.
 


19. yüzyılın ön plânda tutulan felsefî yaklaşımları pozitivizm, determinizm, sekülerleÅŸme gibi kavramların etrafında ÅŸekillenmiÅŸtir. Bu çerçevede algılan bir varlık âleminde bilim mutlak hükümranlığını kurmuÅŸ ve her ÅŸeyin ÅŸekillenmesindeki temel güç olarak algılanmıştır. Sanayi ve teknolojideki baÅŸ döndürücü geliÅŸmeler ve bilimin varlığa mutlak anlamda hükmedebileceÄŸi intibaını veren uygulamalar bilimin tahtını iyice saÄŸlamlaÅŸtırmıştır. Artık varlık, maddî plâna sınırlı ve analitik yaklaşım içinde parçalara ayrılmış ve her parçanın kendi iç bütünlüÄŸü dışında parçalar arası baÄŸlantının göz önüne alınmadığı bir tarzda algılanır olmuÅŸtur. Pozitivist düÅŸüncenin bu güçlü geliÅŸimi daha önceki dönemlerin bilgi birikimini bir anda silip atıvermiÅŸ ve kendi tanımladığı varlık dünyasının tanımları ile uyuÅŸmayan geçmiÅŸ dönemlere ait bilgileri deÄŸiÅŸik suçlamalarla reddetmiÅŸtir. Bilim o kadar kendinden emin ve analiz ederek parçalara ayırıp tanımladığı madde konusundaki bilgilere o kadar güvenmektedir ki, artık son noktaya geldiÄŸi düÅŸünülmüÅŸtür. Bu güçlü rüzgâr 20. yüzyılda da etkilerini belirgin ÅŸekilde hissettirmekle birlikte bu yüzyılın baÅŸlarından itibaren pozitivist bakışın ve bilimsellik adı altında maddî âleme ve lâboratuvara sınırlı varlık anlayışının tahtı sarsılmaya baÅŸlamıştır. FiziÄŸin geldiÄŸi yeni noktada her an yeni bir deÄŸiÅŸimin gerçekleÅŸtiÄŸi, hiçbir ÅŸeyin kararlı ve bütünden bağımsız olamadığı bir  varlık anlayışı atom içi âlemin keÅŸfi ile maddî dünya anlayışını sarsmıştır. Parçaların bütünü meydana getirdiÄŸi düÅŸüncesi yerini her bir parçanın ayrı bir bütün olduÄŸu düÅŸüncesine bırakmıştır. Her bütün, bütünlerin toplamı içinde yine onlarla da bütünleÅŸerek yer almaktadır. Çok küçük zaman dilimlerinde çok hızlı deÄŸiÅŸimlerin yaÅŸandığı, her ÅŸeyin her ÅŸeyle irtibatlı olduÄŸu ve bu irtibatın akıl almaz ölçülerde kısa zaman dilimleri içinde kurulduÄŸu yeni varlık tablosu kaos, belirsizlikler ÅŸeklinde ifade edilen kavramları âlemimize taşımıştır. Artık varlığın bütünü sebep-sonuç iliÅŸkileri kurularak geleceÄŸin belirlendiÄŸi determinist yaklaşımdan çok uzaklaÅŸmıştır. Bilimin kendine aşırı güvenen bir eda ile "olmaz" ya da "olur" ÅŸeklinde ortaya koyduÄŸu hükümlerden pek çoÄŸunun bir anlamı kalmamıştır. Bilinemezlikler, belirsizlikler, olasılıklar daha ön plâna çıkmış ve yeni dönemin varlık algısı köklü deÄŸiÅŸikliklere uÄŸramıştır.
Bu deÄŸiÅŸim süreci doÄŸal olarak tıbbı da yakından ilgilendirmektedir. Ortodoks ya da modern tıbbı ÅŸu ana kadar kısmen etkilemiÅŸtir, yakın bir gelecekte muhtemelen daha fazla etkileyecektir. Modern tıbbın insan tanımında ön plânda yer alan fizyoloji, anatomi, biyokimya benzeri bilim dalları yalnızca maddî boyutu ele almaktadır. Biyopsikososyal bir varlık ÅŸeklindeki insan tanımında ise bedenin dışına doÄŸru biraz geniÅŸlemiÅŸ ancak maddî âlemin

dışına çıkamamış bir bakış açısı gözlenmektedir. Bu durum insan bedeni ve saÄŸlıkla ilgili izahların yetersizliÄŸi sonucunu doÄŸurmuÅŸ; gerek bilim gerekse tıp, varlık âleminin pek çok gerçeÄŸini izahta acziyet içine düÅŸmüÅŸtür. Anatomi, fizyoloji ve biyokimya ile hatta psikoloji ve psikiyatri ile izah edilemeyen insan bedenine ve davranışlarına ait pek çok gerçek ortaya çıkmıştır. Parapsikoloji gibi yeni bilim dalları bu gerçeklerin izahı arayışından ortaya çıkmış olmalıdır. Yine son dönemlerde alternatif tıp ve bu alana giren uygulamaların tekrar ilgi odağı olması, geçmiÅŸte uy-gulanan pek çok tedavi metotuna dönüÅŸ aynı durumun bir sonucu ÅŸeklinde algılanabilir. Artık bilimsel yaklaşım adı altında bazı uygulamaların küçümsenmesi de insanları bu sahalarla ilgilenmekten alıkoyamamaktadır.

Dr. Deepak Chopra'nın Quantum Healing (Kuan-turn İyileÅŸme) isimli kitabında yer alan ÅŸu bölüm gerçekten ÅŸifa anlayışına farklı boyutlar getiriyor: " Tıbbın her alanında ortaya çıkan gerçek, bedenin ÅŸimdiye kadar sanılandan daha esnek ve dayanıklı oluÅŸudur. Oysa tıp adamları A bakterisinin B hastalığının nedeni olduÄŸunu ve bunun da C ilacı tarafından iyileÅŸtirileceÄŸini söylediklerinde birçokları doÄŸal olarak bunun tek çare olduÄŸunu sanmaktaydı.

Bunun gibi, kansere karşı zihinsel yaklaşım on yıl  önce alayla karşılanırdı. Ama insanların düÅŸüncelerini kullanarak kanser tedavisini paylaÅŸabilecekleri hatta hastalığın ilerleyiÅŸini denetim altına alabilecekleri görülmektedir. Teksas Üniversitesi radyologlarından olan Dr. Cari Simonton, gırtlak kanserli 61 yaşında bir hastaya rastladı. Hastalık çok ilerlemiÅŸti; hasta güçlükle yutkunabiliyordu ve 45 kiloya inmiÅŸti.
Sadece hastalığın seyrinin çok kötü oluÅŸu deÄŸil -doktorların ancak yüzde beÅŸi tedaviden sonra kendisine beÅŸ yıl yaÅŸama ÅŸansı tanımışlardı- ayrıca hasta o kadar zayıftı ki bu durumda radyasyona karşılık vermesi pek mümkün görünmüyordu. UmutsuzluÄŸa kapılan Dr. Simonton psikolojik bir yaklaşım denemeyi merak ettiÄŸinden, adama rad-yasyon tedavisini görsel yoldan güçlendirmeyi önerdi. Hasta, elden geldiÄŸince canlı biçimde, kanserini görsel duruma getirmeyi öÄŸrendi. Sonra kendisine uygun gelecek herhangi bir zihinsel yoldan, akyuvarlarının kanser hücrelerine baÅŸarıyla saldırıp arkalarında sadece saÄŸlıklı hücreler bırakmalarını görüntülemesi önerildi.

Hasta, bağışıklık hücrelerinin, tipide savrulup siyah bir kayayı örten kar tanecikleri gibi tümörü kapladığını zihnen görüntülediÄŸini söyledi. Dr. Simonton ona eve gidip görsellik egzersizinin gün boyu aralıklarla zihnen tekrarlanmasını önerdi. Adam kabul etti ve tümör kısa sürede küçülmeyebaÅŸladı. Birkaç hafta içinde daha da ufaldığı kesindi ve radyasyona karşı yan etkiler oluÅŸmuyordu.

Dr. Simonton, psikolojik yaklaşımın bu kadar güçlü olmasına raÄŸmen doÄŸal olarak ÅŸaşırıp aciz kalmıştı. DüÅŸünce, kanser hücresini nasıl yenilgiye uÄŸratırdı? Bu mekanizma tümüyle bilinmekteydi. Gerçekten bağışıklık ve sinir sistemlerinin ÅŸeytanca karmaşıklığı - ki burada her ikisi iç içeydi -sorunu çözümsüz bırakmaktaydı. Hasta, iyileÅŸmesini kendi yönünden aşırı bir hayret göstermeden karşıladı. Dr. Simonton'a ayaklarındaki art-rit'in (kireçlenme) akıntılı sularda dilediÄŸi kadar balık avlamasına engel olduÄŸunu söyledi. Kanseri ortadan kalktığına göre artrit'i de aynı görsel metotla yenemez miydi? Bir iki hafta sonra tam düÅŸündüÄŸü gibi oldu. Altı yıl sürmüÅŸ olan bir tedaviden sonra hem kanserden hem de artritten kurtuldu.

Åžimdi ünlü olan bu olay zihin-beden tıbbında önemli bir adımdır ama ne yazık ki hikâyenin tümü deÄŸildir. Dr. Simonton'un görselleÅŸtirme tedavisi (geniÅŸ çapta bir zihin- beden programı olarak branÅŸlaÅŸmıştır) kanser tedavisinde güvenilir bir yol deÄŸildir. Hastalarımdan biri bunu göÄŸüs kanserinin tedavisi için baÅŸarıyla ve sanırım bir doktorun gözetimi altında olmaksızın kendi kendine uyguladı. Bununla birlikte uzun vadeli istatistiklere göre bu gibi bireysel sonuçlar geleneksel  tedaviden daha iyi deÄŸildir. Bugünkü durumda geleneksel tedavinin yandaÅŸları çoktur, meselâ göÄŸüs kanseri çok ufak ve lokalize (yayılmamış) durumda iken tanısı yapılan bir kadının yüzde 90'dan fazla yaÅŸama ÅŸansı vardır. (Burada tedaviden kastolunan hastalık nüksetmeden en azından üç yıl daha yaÅŸamaktır.) Bir karşılaÅŸtırma yapacak olursak kendiliÄŸinden iyileÅŸenlerin sayısı en geniÅŸ bir tahminle yüzde birin altındadır. Zihinsel veya diÄŸer bir alternatif tedavi radyasyon ve kemoter-apiye üstün gelmedikçe seçime baÄŸlı tedavi yolları olamaz. Her ne kadar hastalar uzun süredir bu gibi yaklaşımları özlemekte iseler de doktorların çoÄŸu hâlâ korkmakta ve güvensizlik duymaktadırlar.

Ama Dr. Simonton'un hastası kendi türünde tek bile olsa bedenin nasıl olup da kendini tedavi edebileceÄŸi yolundaki inancımızı sarsmaktadır, çünkü burada doÄŸa ölümle baÅŸa çıkmak için hiçbir doktorun daha önce denememiÅŸ olduÄŸu bir yol bulmaktadır ve buradaki gizli ihtimal de doktorların genellikle doÄŸal yardımı deÄŸil onu bastırmayı, boÄŸmayı denedikleridir."
Åžu an insanlığın ihtiyaç duyduÄŸu en önemli ÅŸeylerden biri her ÅŸeyi kuÅŸatan ve her bir unsuru bütün içinde ele alabilen bütüncül bir varlık tarifidir. Böyle bir varlık tarifi içinde yer alan insan ve hastalık ya da saÄŸlık tanımı insanın aslî gerçekliÄŸine
 
daha yakın olmalıdır. Maddî plânda bile sonsuzluÄŸu çaÄŸrıştıran bir varlık âleminde, büyüklük ve küçüklük sınırlarına ulaşılamamış bir kâinatta, her atomun her atomla baÄŸlantılı olduÄŸu gözlenen bir düzende kesinliklerden, netliklerden ve belir-lenebilirliklerden bahsetmek mümkün olmamalıdır. Bu anlamda modernlik ya da bilimsellik gibi zırhlara bürünüp insanlık tarihi boyunca üretilmiÅŸ ve üstelik modern bilimin ve tıbbın geliÅŸimine zemin olmuÅŸ bilgi ve kültür birikimini küçümsemek ve göz ardı etmek ancak bilim adına taassup ile izah edilebilir. İnsanlığın ürettiÄŸi her deÄŸer yine insanlığın yararına ve bütün geniÅŸliÄŸi, zenginliÄŸi ile kullanılmalıdır. Modern ve Ortodoks tanımları içinde ele alınan tıbbın hastalıklar ve saÄŸlık konusunda geldiÄŸi nokta ebette göz ardı edilemez. Tıbbın ana gövdesini oluÅŸturan iÅŸleyiÅŸ-lerin ve kurumların bu alan içinde kaldığı muhakkak. Ancak bu durum modern tıbbın sahiplenici bir yaklaşımla diÄŸer metotları dışlaması yerine kendi uygulamaları içinde bu metotların kullanılabilirliÄŸi noktasında çalışmalar yapması tıbbın ve insanlığın yararı açısından daha makul gözükmektedir. Kimse ve hiçbir kurum mutlak bilgiye sahip olmadığına göre herkes herkesten istifade kapısını açık tutmalı ve bilim ya da bilimsellik adına bir taassup ve baÄŸnazlık olmamalıdır. GeliÅŸmenin, daha fazla ÅŸeyler sunabilmenin tek yolu ve gerçek bilimsel tavır her farklılığa ön yargısız 112 olarak açık olabilmektir.

Bugün modern tıbbın pek çok noktada elde ettiÄŸi büyük baÅŸarılar ve geliÅŸmelere raÄŸmen yetersiz olduÄŸu ve etkin çözüm üretemediÄŸi pek çok hastalık bulunmaktadır. Bu hastalıklara çözüm ürettiÄŸini iddia eden ve bu durumu son zamanlarda çeÅŸitli bilimsel metotlarla da ortaya koyan alternatif metotlar modern tıp tarafından da dikkate alın-malıdır. Özellikle onkoloji dalının alanına giren hastalık gruplarında farklı alternatif metotlardan belirgin ÅŸekilde faydalandığını hatta istifade ettiÄŸini belirten pek çok hasta varken, modern tıbbın bu durumu ilgisizlik ve göz ardı etmekle karşılaması, insanların bu kuruma güvenini de sarsacaktır. Günümüzde saÄŸlık hizmetleri açısından en önemli ihtiyaç tarihin bilinen ilk dönemlerinden günümüze kadar geliÅŸtirilmiÅŸ bütün yaklaşım ve metotları bir arada deÄŸerlendirip optimum fayda ile insanlığın hizmetine sunulmasıdır.

Åžifa kavramının sadece ilâçlar, sunulan bazı teknolojik imkânlar ve ameliyatlardan ibaret olmadığını son zamanlarda modern tıbbın birikimi ile yetiÅŸmiÅŸ ancak diÄŸer uygulamalara da soÄŸuk kanlı bir ÅŸekilde bakabilen bazı hekimler de dile getirmektedir. Bunun bütün dünyada ilgi ile karşılanan örneklerinden biri Amerikalı bir bayan doktorun Avustralya'da yaÅŸadığı ruhsal yolculuÄŸun öyküsü olarak ifade edilen Bir Çift Yürek
 
isimli kitaptır. Kitabın yazarı ve öykünün kahramanı Mario Morgan'ın yaÅŸadıkları ÅŸöyle özetlenmektedir: " Bir Çift Yürek, Amerikalı bir kadının Avustralya'da yaÅŸadığı ruhsal yolculuÄŸun öyküsüdür. Normadik kültürden Aborjinler eÅŸliÄŸinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları ÅŸekliyle, " Gerçek İnsanlar"la birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüÅŸe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coÄŸrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaÅŸamayı öÄŸrenir. OlaÄŸandışı insanlardan oluÅŸan bu toplulukla birlikte yaptığı yolculukta Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliÄŸiyle tanışır.
Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuÄŸun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığının her gün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaÅŸtığı her zorlukla birlikte ruhu da deÄŸiÅŸime uÄŸrar... Aborjinler büyük bir alçakgönüllülükle onu kendilerinden biri olarak kabul eder ve onun ÅŸefkat dolu öÄŸretmenleri olurlar. ÖÄŸ-retmenlerinden, her insanın eÅŸsiz niteliklerini ve içsel ruhunu ve takdir etmeyi ve kutlamayı öÄŸrenirken bir yandan da güçlü doÄŸal ÅŸifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne kadar derin ve anlamlı olduÄŸunu da anlamaya baÅŸlar.

Bir Çift Yürek, yazarın kendi bastırdığı ilk basımından itibaren, uluslararası bestseller olmuÅŸ ve tüm insanlığa eÅŸsiz, zamanın derinliklerinden gelen güçlü bir mesaj iletmiÅŸtir. EÄŸer tüm varlıkların, aynı evrensel birliÄŸin bir parçası olduÄŸunu anlarsak, dünyamızı yok oluÅŸtan kurtarmak için hâlen geç kalmış sayılmayız. Varolan her ÅŸey inanılmaz derecede güzel ve hassas bir karşılıklı bağımlılık dengesinde bulunmaktadır. EÄŸer bu mesajı alabilirsek, o zaman bizim yaÅŸantılarımız da Gerçek İnsanlar'ınki gibi bu yüce amaçla olabilir."
Kitabın "Åžifa" baÅŸlığı verilmiÅŸ bölümünde Morgan, Büyük TaÅŸ Avcısı adlı kiÅŸinin altı metre yükseklikten düÅŸmesinin ardından oluÅŸan bacağındaki büyük kırıkların kabile içindeki Åžifacı Adam ve Åžifacı Kadın tarafından modem tıbbın yöntemleri ile taban tabana zıt bazı metotlar kullanarak tedavi ediliÅŸini anlatmaktadır. Üstelik tedavi modern tıbbın kabullerine çok zıt ÅŸeyler uygulanarak yapıldığı hâlde baÅŸarıya ulaÅŸmıştır. Bu bölümün sonunda Morgan'ın söyledikleri alternatif tıp konusunda önerdiÄŸimiz yaklaşımı da özetler mahiyettedir: " O sabahın erken saatlerinde kırılan kemiÄŸi yerine oturtan iki yerli hekim bedene mükemmellik düÅŸünceleri gönderme çalışması yapmışlardı. El-lerinden akandan çok daha fazlası zihinlerinden ve yüreklerinden akıyordu. Hasta onların ÅŸifasını almaya hazır ve açıktı, beklemeden ve tamamıyla iyileÅŸeceÄŸine inancı tamdı. Beni ÅŸaşırtan, benim gözlerime bir mucize gibi görünen olayların kabile insanları için sıradan olmasıydı. BirleÅŸik Devlet-ler'e yayılmış onca rahatsızlığın, kurban durumuna düÅŸmüÅŸ onca insanın hastalığının ne kadarının, bilinçsiz ve farkındalığına varamadığımız düzeydeki heyecan programlaması nedeniyle ortaya çıkmış olabileceÄŸini merak etmeye baÅŸladım. Hasta-hekim iliÅŸkisini giderek daha çok önemsemeye baÅŸlamıştım. Hekim, hastasının iyileÅŸeceÄŸine inanmıyorsa, tek başına bu inanç bile emeklerini boÅŸa çıkarmaya neden olurdu. Åžunu çoktan öÄŸrenmiÅŸtim: EÄŸer hekim hastaya hastalığının tedavisi olmadığını söylüyorsa, bu hekimin eÄŸitiminde ve geçmiÅŸ deneyimlerinde böyle bir bilginin var ol-mamasından kaynaklanıyordur. Bunun anlamı tedavi yok demek deÄŸildir. EÄŸer bu hastalığı yenebilmiÅŸ tek kiÅŸi bile varsa, bu, insan bedeninin üstesinden gelebileceÄŸi anlamındadır. Åžifacı Adam ve Åžifacı Kadın ile uzun uzun konuÅŸtuktan sonra saÄŸlık ve hastalık konularında  yepyeni bir bakış açısı kazandım. "İyileÅŸmenin zamanla hiçbir ilgisi yoktur." dediler bana. "İyileÅŸme de hastalık da bir an içinde oluÅŸurlar." Ben bunu, insan bedeni, hücre düzeyinde bir bütündür, iyi ve saÄŸlıklıdır, sonra bir an içinde ilk anomali ya da düzensizlik hücrelerin birinin herhangi bir parçasında kendini gösterir ÅŸeklinde yorumladım. Tanının konması, belirtilerin saptanması aylar ya da yıllar sürebilir. İyileÅŸme de bunun ters yönünde ilerleyen bir

süreçtir. Hastalanınca saÄŸlıkta bozulma görülür ve hasta yaÅŸadığı topluma baÄŸlı olarak belli bir tedavi görür. Bir anda beden yokuÅŸ aÅŸağı yuvarlanmayı keser ve ilk onarım adımını atar. Gerçek İnsanlar Kabilesi bizlerin hastalıklar karşısında raslantısal kurbanlar olmadığımızı, fiziksel bedenin, bizlerin sonsuz bilinç düzeyimizin, bireysel bilincimizle iletiÅŸim kurması için tek yol olduÄŸuna inanır. Bedenin iÅŸlevlerindeki bir yavaÅŸlama, çevremize ÅŸöyle bir bakmamıza ve iyileÅŸtirmemiz gereken gerçekten önemli yaralarımızı incelememize olanak saÄŸlar; hasar görmüÅŸ iliÅŸkiler, inanç sis-temimizde oluÅŸmuÅŸ boÅŸluklar, korku tümörleri, Yaradan'a karşı duyduÄŸumuz kuÅŸkular, bağışlama yetimizi yitirmemiz ve bunun gibi nedenler söz konusu olabilir.

Son dönemde kanser tedavisinde hastalara olumlu imgeleme çalışmaları yaptıran hekimler geldi aklıma. Bu hekimlerin meslektaÅŸları arasında pek iyi gözle görülmediklerini, çünkü yaptıklarının fazlasıyla "yeni" olarak nitelendirildiÄŸini biliyordum. İşte ÅŸimdi karşımda yeryüzünün en kadim halklarından biri vardı ve bana aktardıkları bu tekniÄŸi ezelden beri biliyorlardı ve bu konuda en ufak bir kuÅŸkuları bile yoktu. Bizler, adına uygar denen halklar ise hâlâ olumlu düÅŸünceden yararlanmaktan korkuyorduk, çünkü bunun da geçici modalardan biri olabileceÄŸinden çekiniyor ve bu denemelerinbirkaç olguda baÅŸarıya ulaÅŸmasını beklemeyi yeÄŸliyorduk. Ağır hasta olan bir Mutant, hekimlerin bildiÄŸi tüm tedavi yöntemleri uygulandıktan sonra ölümün eÅŸiÄŸine geldiÄŸinde hekimler hastanın ailesine, ellerinden gelen her ÅŸeyi denediklerini bildirirler. Evet, bu doÄŸrudur, ben bile kaç kez ÅŸu cümleyi duymuÅŸumdur "Üzgünüm, yapabileceÄŸim daha fazla bir ÅŸey yok. Artık her ÅŸey Tanrı'ya kaldı." Åžimdi bu sözlerin benim için böylesine geçmiÅŸte kalması pek hoÅŸtu.

Hastalıklara ve kazalara yaklaşımlarına ve ÅŸifa verme yöntemlerine bakarak Gerçek İnsanlar'ın üstün insanlar olduklarını asla söylemiyorum. Onları yaptığı her ÅŸeyin bizim bilimsel incelemelerimizle açıklanabileceÄŸine içtenlikle inanıyorum. Bizler, bazı teknikleri uygulayabilmek için makineler yaratmak için çalışıyoruz oysa Gerçek İnsanlar bun-ların elektrik telleri olmadan da baÅŸarılabileceÄŸini biliyorlar.
İnsanlık çabalamakta, koÅŸturmakta ama Avustralya anakarasında en ileri düzeydeki ÅŸifa tekniklerini uygulayanlarla, zamanın baÅŸlangıcından beri insanları iyileÅŸtiren geleneksel yöntemleri uygulayanlar arasında sadece birkaç bin kilometre var. Belki günün birinde tümü birleÅŸir ve tam bir bilgi çemberi ortaya çıkar.Bütün dünya için ne muhteÅŸem bir gün olur o!"

 

 

 

BOMM GRUP

BURSA BİTKİSEL